DEDAŞ FATURALARINA DİKKAT

Mardin Tüketici Koruma ve Bilgilendirme Derneği Başkanı Musa Öztürk, 1 Ocak 2016 tarihinden...

Mardin Büyükşehir Belediye’sine Çağrımızdır.

          5393 Sayılı Belediye Kanunu; Tanımlar başlığının altındaki 3 . Madde ‘de “ Bu Kanunun...

Tüketiciler Uyarıldı

Tüketiciler Uyarıldı

Mardin Tüketici Koruma ve Bilgilendirme Dernek Başkanı Musa ÖZTÜRK, son günlerde cep telefonlara...

Web Sayfamız Yeniden Yayında

Web Sayfamız Yeniden Yayında

Web sayfamız bakım için bir süre yayında değildi. Yapılan bakımdan sonra tekrar...

  • DEDAŞ FATURALARINA DİKKAT

    Pazartesi, 04 Ocak 2016 13:02
  • Mardin Büyükşehir Belediye’sine Çağrımızdır.

    Pazartesi, 04 Ocak 2016 12:15
  • Tüketiciler Uyarıldı

    Tüketiciler Uyarıldı

    Perşembe, 29 Ekim 2015 15:04
  • Web Sayfamız Yeniden Yayında

    Web Sayfamız Yeniden Yayında

    Cuma, 03 Nisan 2015 00:45

Dünya kuruluşundan beri Orta Doğu ve dolayısıyla Mezopotamya coğrafyası; Dinler, diller ve bir çok kavme/medeniyetlere ev sahipliği yapmıştır ve halen de devam etmektedir. Bir mozaik olan bu coğrafyada medeniyetler ve halklar arası zaman zaman anlaşmazlıklar olmuş ve savaşlara sahne olmuştur. Son yüz yıl Türkiye coğrafyasına baktığımızda ise, bu insan mozayiği varlığını hala devam ettirmektedir. Kurtuluş savaşında beraber mücadelen eden Türk-Kürt ve diğer unsurlar, başarıdan sonra tek millet, tek dil, tek eğitim …vs. uygulamalarıyla adeta diğer halklar yok sayılmıştır. Yapılan bu asimilasyon sadece Kürt halkına yapılmadı, bu coğrafyada yaşayan diğer unsurlara da uygulandı. Aslen Çerkez olan Bolu’lu bir dostumla bir sohbetimizde (5 yıl önce) bana; “Bizim çevremizde 35-40 yaş altı Çerkez insanı artık Çerkez’ce konuşmayı bilmiyor, yani unutmuş” demişti. Bir halkın dili için bu çok vahimdir. Özülerek söylemek gerekirse 90 yıllık Ulus Cumhuriyet döneminde toplu veya bireysel olarak insanlara büyük haksızlıklar yapılmıştır. Bazı örnekler verecek olursak; -Bediüzzaman Said Nursi yaşamı boyunca kitapları yasaklandı, bir çok kere mahkemelerde ifadeler verildi ve bazen de tutuklandı, -Nazım Hikmet düşüncesinden dolayı, sürgün olmak zorunda kaldı, -Tunçeli (Dersim) katliamında 10 binlerce insan öldürüldü ve bir o kadar da sürgün edildi, -Zamanın Başbakanı Adnan Menderes, Başbakanlıktan indirildikten sonra idam edildi, -Ahmet Kaya, Yılmaz Güney düşüncelerinden dolayı linç edilmek istendi, yurt dışına gitmek zorunda kaldı, -Başta Diyarbakır Cezaevi olmak üzere, bir çok cezaevleri, işkence yuvası haline getirildi, -Mayıs 1960, Mart 1972, Eylül 1980, 28 Şubat Sureci gibi askeri darbe ve muhtıralarla bir çok insan mağdur edildi. Ve -Nihayet 28 Aralık 2011 Roboski’de Devlet uçaklarıyla 34 TC. vatandaşı öldürüldü…….! Ancak, zaman içerisinde tüm bu olaylardan gerek dönemin idarecileri ve gerekse halk tarafından pişmanlık duyulmuş ve adeta günah çıkarılmıştır. Saydığımız olayların sonucuna bu gün bakacak olursak; -Sait Nursi’nin her türlü kitapları serbestçe piyasada satılmaktadır, -Nazım Hikmet’e yapılan haksızlık bir çok siyasetçi tarafından özür dilenmesi gerektiği dile getirilmiş ve mezarının Türkiye’ye getirilmesi istenmiştir. -Dersim Katliamı için resmi olmamakla birlikte vicdanı özür dilenmiştir. -Ahmet Kaya, Yılmaz Güney’ye yapılan haksızlık her platformda dile getirilmiş, Bakanlar seviyesinde yurt dışındaki mezarları ziyaret edilmiştir. -Halk vicdanında mahkum edilen Askeri Darbe yöneticilerinin bir kısmı mahkemeye çıkarılmıştır. -Yaşı büyütülerek idam edilen çocuk’lar için dönemin Başbakanı göz yaşı dökmüştür. Vs. Sonunda pişmanlık duyulan benzer daha çok haksız olaylar vardır. Bu tür olaylar daima halk nazarında mahkum edilmiş ve aynı halk tarafından veya idareciler tarafından ya özür dilenmiş veya pişmanlık duyulmuştur. Nitekim yakın tarihimizde daha üç yıl önce Roboski’de çoğu çocuk yaşta 34 TC kimliğini taşıyan vatandaş, yine TC. Savaş Uçakları tarafından bombalanarak öldürülmüştür. Cenab-i Allah Kur’anı Kerim de; “Fakat Allah’ın kabul edeceğine söz verdiği tövbe, bilmeden bir kabahat işleyip uzun süre geçmeden pişman olanların tövbesidir. İşte Allah, onların tövbelerini kabul der, Allah bilendir, hikmet sahibidir. (Nisa suresi ayet:17)” “Kimde bir cinayet veya suç işler de sonra onu bir suçsuzun üzerine atarsa, şüphesiz bir iftirada bulunmuş ve açık bir günah daha yüklenmiş olur. (Nisa suresi ayet:112)” “Böyle iken her kim de yaptığı zulmün ardından tövbe edip dürüstlüğe dönerse, Allah elbette tövbelerini kabul eder, çünkü gerçekten Allah, bağışlayan ve merhamet edendir. (Maide suresi ayet: 39) buyrulmaktadır. Şüphesiz benzer ayetler daha çoktur. Ancak bu ayetlere bakıldığı zaman, yapılan bir hatanın ve suçun anlaşılmasından sonra mutlaka pişmanlık duyularak tövbe edilmesi bizden istenmektedir. Roboski olayı vicdan sahibi herkesi ve kesimi derinden özmüş tür. Yukarıda belirtilen olaylar gibi yakın bir zamanda resmi özür olmazsa bile büyük pişmanlık duyulacak ve haksız yapılan bu olayın belgeleri ortaya çıkacaktır. Açıklanıp belli etmedikleri halde, bir çok yöneticinin de bu olay karşısında, vicdanı sızlandığına inanıyorum. Roboski olayında hayatını kaybedeler için bir pişmanlık ve özür dilenmesi gerektiği, zamanının geldiğini düşünüyorum. Böylece, hayatını kaybedenlerin akrabalarının üzüntüsü geçte olsa hafiflenecek ve yöneticilerinin de, vicdani bir rahatlama yaşayacaklarına inanıyorum. Tövbe ve istiğfar yani pişmanlık duymak İslam’ın bir şiarıdır ve büyük bir erdemliktir. Ve unutmayalım ki, tövbe ve pişmanlık hepimize lazımdır. Kazım Karabekir’in İsmet İnönü’ye söylediği şu söz ne kadar anlamlıdır : “Sevgi ve saygı ikna ile kazanılır; Korkutmaktan, sindirmekten ancak nefret doğar.“